aşk ile Etiketlenmiş Yazılar

Nedensiz nedenler

Hayatımızdaki her şey bir sebebe mi bağlı?

Bilmiyorum neden ama bazen cevapsız,  alakasız,  değişik düşünceler uçuşur durur zihnimde.

Mesela sokakta yürürken birden hiç alakamız olmasa bile bir olaya şahit oluruz,  o an için dikkatimizi çeker bazen ve basit bir olay olarak silinir gider aklımızdan, ta ki belki de hiç alakasız bir zamanda alakasız bir yerde aklımıza ve karşımıza gelene kadar.

Bazen de unutamayız günlerce bir olayı.

Bazen insanlarla tanışırız hiç hesapta yokken, kimi zaman sokak ortasında bir araba beklerken, bir alışveriş sırasında, orada burada heryerde…

Hiç ummadık bir yerde birileri girer bazen hayatımıza sessizce ve fırtınalar kopardıktan sonra aynı sessizlikte girdikleri gibi çıkıverirler sessiz sedasız.

Hayat o kadar karışık görünür ki bazen, ben acaba bu insanlarla ne için tanıştım veya birşeyleri paylaştım diye düşünür dururuz.

Bir askerlik arkadaşı mesela,  onunla herşeyinizi payaşırsınız; bazen sigaranızdan, cebinizdeki harçlığa, önünüzdeki somuna kadar.  Geçmek bilmeyen uçsuz bucaksız gecelerde kimselere söylemekten çekindiğiniz sırlarınızı bile paylaşırsınız, Gün gelir dönüp baktığınızda herşey yanlızca bir anıdan ve sanki bir rüyadan ibaret..

Öğrenciseniz bir yurt arkadaşı da olablilir bu mesela, onunla aynı yemeği yer, aynı yerelere gider, aynı zorlukları yaşar, aynı şeye gülersiniz, hatta aynı kızı bile sevebilirsiniz içten içe.. Dostluğnuz çok kuvvetli bağlarla bağlıdır sanki hiç bitmez görünür gözünüze ama gün gelir dönüp baktığınızda herşey sanki bir rüyaydı gibi görünür.

Seversiniz bazen, çok seversiniz. Sanki o olmayınca hayatın da olmayacağına inandırırısınız benliğinizi. Gözleriniz her ne kadar etrafta olsa da, gördüğü şey yanlızca sevdanızın görüntüsüdür, olaylar akar çevrenizde; bazen doğumlar görünür gözünüze,  bazen ölümler, çıkışlar ve inişler ama gördüğünüz şey yanlızca aşkın görüntüsü, sevdanın düşüncesidir… Birden uyanıverirsiniz bu rüyadan; dönüp baktığınızda herşey sanki bir rüyaydı gibi görünür, kalbinizde izleri kalsa da.

Severiz, unuturuz,
Seviliriz, unuturuz,
Güleriz, unuturuz,
Ağlarız unuturuz,

Bugün yaşadığımız şey hayatımızda çok önemli ve sanki bitmeyecek gibi görünür ama yarın dönüp baktığımızda yanlızca bir düş kalır gözümüze görünen perdede.

Peki, nedir gerçek olan? Nedir baki olan? Ne için yaşıyoruz, ve neden yaşadık?? Ne için varız?

Bir menfaat çemberinde mi yaşıyoruz yoksa? Bittiğinde herşeyin sona erdiği.

Eğer bu satırları okuyorsanız eminim sizin de gözlerinizden bir sürü şey geldi, geçti. Birçok gülüşler, gözler, yüzler gelip geçiverdi gözünüzün üzerinden.

Hayat da geçiyor.

Hem de durmaksızın geçiyor, tükenen tek  şey var o da ömür sermayesi.

Elimizdeyken henüz ulaşabildiğimiz dostlarımızı arayalım, bir hatır soralım…


, , , , ,

1 Yorum

“Sevgi”ye dair bir makale..

Sevgi konuşulmaz, yaşanır. Sevgiyi konuşmak, sözün bittiği yerden konuşmaktır. İnsan ancak sevgiye dair konuşabilir. Ey sevgili okur! Bu yazıyı “sevgiye dair” bir yazı olarak oku!

Sevgi ışık gibidir, sevgisizlik karanlık. Karanlığın kaynağı olmaz. Karanlık ışığın yokluğu halidir. Fakat ışığın bir kaynağı olmak zorundadır. Kaynaksız ışık olmayacağı gibi, kaynaksız sevgi de olmaz.

Sevginin kaynağı Allah’tır. Sevgi ırmağı Allah’tan çağlar. Zira o el-Vedud olandır. Vedûd ismi, fe’ûl veznindendir. Bu veznin özelliği, hem fail hem mef’ul, hem etken hem edilgen olmasıdır. Bu yüzden Vedud ismi, hem “En çok seven”, hem de “En çok sevilen” anlamına gelir. Bir başka ifadeyle, hem “sonsuzca seven”, hem de “sevilmeyi isteyen” anlamını verir. Vedud ismini diğer birçok isimden ayıran fark da budur.

Allah Rezzak ismiyle “rızık verir”, Hallak ismiyle “yaratır”, Ğaffar ismiyle “bağışlar”, Rahman ismiyle “rahmet eder”. Bu ve bunun gibi isimler hep tek taraflıdır. Fakat Vedud’a gelince iş değişir, çift taraflı bir ilişki başlar: Hem sever, hem de sevgi ister. İşte bu, sevgi farkıdır.

Allah isminin mücerret hali “e-l-h”dir. Bu harflerin yer değiştirmesinden ancak 7 kompozisyon oluşturulabilir. Bunların tümü tek bir manaya delalet eder: Sevgi. Onun el-Esmau’l-Husna’sı, ondan neşet eden sevginin esma prizmasındaki yansımalarıdır. Besmele ile Müslüman diline pelesenk olan Rahman ve Rahîm, O’nun özünde ve işinde sevgiyle dolu olduğunu gösterir.

Allah’a nisbet edilen sevgi “hubb” ve “vudd” kelimeleriyle ifade edilir. Kur’an ve sünnet edebiyatında ‘aşk kelimesi ilahi sevgi için hiç kullanılmaz. Zira “sarmaşık”, “sarmaşık gibi sevdiğine sarılan ve onu esir alan” anlamına gelen ‘aşk, beşeri sevgiyi ifade eder. Hubb ise “tohum, çekirdek, öz” manasına gelir. “Hububat” buradan gelir.  Sevgiye “muhabbet” denmesinin hikmeti bellidir: Sevgi, mahlûkat ağacının tohumudur. Mahlûkat ağacının en soylu meyvesi olan insan da, sevgi tohumunun kendi tohumunu içinde taşıyan meyvesidir.

Meyve, köküne olan sadakatini sevgiyle isbat eder. İnsanın Allah sevgisi de böyledir. Bu yüzden vahiy sevgide en büyük payın Allah’a ayrılmasını şart koşar: “İman edenler her şeyden daha çok Allah’ı severler”. Ve Hz. Peygamber’e şöyle söylemesi emredilir: “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız beni izleyin ki, Allah da sizi sevsin.” Allah kul arasındaki bu karşılıklı sevgi, daha başka ayetlerde de vurgulanır: “O (hakiki müminler) Allah’ı severler, Allah da onları sever”.

Vudd, sevginin çok özel bir türünü ifade eder. Bu tür bir sevgi, bahşedilen bir sevgidir. Veren kaynaktan bir öz taşıdığı için de ölümsüzdür. Okuyun şu ayeti: “İman eden ve salih amel işleyenler için Rahmân (ölümsüz) bir sevgi (vudd) bahşedecek”. Bu yüzden olsa gerek ki, vahiy ilk yıllarda muhataplarını Cennetle müjdeleyip Cehennemle korkuturken, onların olgunlaştığı ileriki yıllarda “Allah sever-Allah sevmez” diye müjdeler ve uyarır. Bu, Allah-kul ilişkisinde sevginin nasıl yüksek bir mertebeyi ihraz ettiğini gösterir.

Her şeyin sahtesi olduğu gibi, sevginin de sahtesi olur. Sahih sevgi düzeltir, kalp sevgi bozar. Kaynağında Allah’ın bulunmadığı bir sevgi sahte sevgidir, bunu pazarlayan da sevgi kalpazanıdır. Kaynağını kutsaldan almayan sevgi, sevgi değil tutkudur. Sevgi özü gürleştirdiği için insanı özgürleştirir, tutku ise tutuklar ve köleleştirir. Tutkunun adını sevgi koyanlar, iki kişilik yalnızlığı sevgi sanmakla sevgiye de haksızlık yapmaktadırlar.

Modern çağın üç sahte tanrısı vardır: Güç, para, seks. Bunlar tek dünyacı bir hayat tarzının teslisini oluşturur. Küresel değersizleştirme operasyonunun bir parçası olarak seks tanrısı, şimdilerde “sevgi” adıyla pazarlanmaktadır. Hayat adını verdiğimiz bu kutsal emanet, fahiş ve fahişelerin elinde hiç bu kadar oyuncak olmamıştı. Libido, bilinci hiç bu kadar esir almamıştı. İnsanlık tarihinde şehvet simsarları, bu kadar müşteriyi bir arada hiç görmemişlerdi.

Seksin “sevgi” adı altında pompalanması, küresel değersizleştirme operasyonunun doğal bir uzantısıdır. Bu operasyonun amacı hayatı anlamsızlaştırmak ve amaçsızlaştırmak, yani Allahsızlaştırmaktır. Kendisine karşı savaş ilan edilmesi gereken gerçek terör budur. Çünkü bu ahlak terörüdür. Bu terör, insan soyunu topyekûn tehdit etmektedir. “Sevgililer Günü” adı altında bazılarının zina pazarlamacılığına soyunmaları, ahlak terörünün bir parçasıdır.

Zinaya “hayır” diyemeyen sevgiye “evet” diyemez. Zira zina, sevgiyi zehirler. Zehirli sevgi, çiftleştikten sonra dişisini sokarak zehirleyen haşarata benzetir eşref-i mahlûkat olan insanı. Onu erzel-i mahlûkat yapar, vahyin tabiriyle “Hayvanlar gibi, hatta ondan daha da aşağılık” yapar. Mahremiyetin kalmadığı yerde iffet, iffetin kalmadığı yerde hürmet, hürmetin kalmadığı yerde hilkat bozulur. Hilkatin bozulduğu yerde fıtrat bozulur.

Fıtrat bozulursa artık orada insanı kimse tutamaz. Şehvete kimse bir sınır koyamaz. “Keyif benim değil mi, istediğimi yaparım” diyen birine kimse hudut çizemez. İş sonunda 17 aylık bebeğe gelir dayanır. 17 yaşındakiyle zinaya hayır demeyenin, tecavüze uğrayan 17 aylık bebek için yaktığı ağıtlar, “timsah gözyaşları” hükmündedir.

Herkes aklına koysun: Bir sınır yoksa hiç sınır yoktur.

,

Yorum yok