Xp Üzerine Biraz Merak, Biraz da Pardus Kurmak!

Merak etmek ?…
Acele etmek ?…
Cesaret etmek ?…
İhmal etmek !?…
Birşeyleri Hoş etmek veya Hoşaf etmek !…

İyi de, Xp, Pardus, Merak, Aceler vs vs.. evet, Ne alaka Şimdi?

Efendim, alakası şöyle ki;
Evde kullandığım emektar bilgisayarımın iki diski var. Biri IDE diğeri SATA disk ve SATA olan diskin boyu biraz büyük -tabi ki bu kavram tartışılır- olduğu için ikiye bölmüş ve arşivlerimi bu diskteki bölümlerde saklamaktaydım.

Genelde çevreme yedeklemenin önemini bu gune kadar surekli anlatır dururdum ama ne yazık ki kendi yedeklerimi bir dvd de toplamayı nedense, “ha bugün arşivi duzenlerim”, “ha yarın düzenlerim”, “aman şunu da ekleyeyim de oyle yapayım” diye, sürekli ihmal ettim durdum.

IDE diskim iki bölüm ve bir bölüm XP diğerinde de Linux olarak kullanıyordum. Gecen hafta bir opensolaris macesarına girdim ve ne yaptıysam wireless kartımı tanıtmayı beceremedim ve sonucunda grup yöneticisi bozuldu ve MBR de ne olduysa makinayı bir türlü XP ile açamadım. Akşam ugraşırken bir Pardus CDsi cd sürücü içinde unutmuşum ve sabah sevgili hayat arkadaşımın sörf yapacağı tutmuş ve bilgisyayarı açınca doğru bizim Pardusun kurulum ekranı açılıyor ve bizimki Meşhur ileri ileri ileri son ! Kombinasyonunu kullanarak Pardus’u bizim SATA diske bir güzel kurduruvermiş.. Tabi Pardus wireless kartını tanımayınca telefona sarılıp “-Aşkım Sen Pardusu neden kuramadın ki? halbu ki ne kadar basitmiş kurulumu…” demez mi

“-Eyvâh dedim. Dedim demesina ama elden ne gelir ki gitti tüm arşivim!”

? Ne mi yaptım? Tabi hemen bilinen kurtarma yöntemlerine sarıldım. Bir çok şeyi kurtardım ama, malesef tüm anılarımın oldugu jpg mpg avi vs dosyaların tarihin tozlu sayfalarına, dipsiz karanlığına gömülmesine mani olamadım… :roll:

Sonuç Olarak;

- Merak etmek iyidir, ama bazen her merakın üstüne gitmemeli..
- Bazı şeyleri oluruna bırkmalı ve fazla Acele etmemeli..
- Pardus veya başka bir sistem hele hele de Linux Türevi bir sistemse ya Diskim Silinirse, hersey kaybolursa ne yaparım deyip pek bilmediğin birşeyse kurulum yapmaya Cesaret etmemeli…
- Yedekler konusunu kesinlikle ihmal etmemeli ve düzenli olarak mutlaka bir DVD ye arşivlenmeli.
- Onca emek boşa gitti diye sinirlenip ortamı viran etmemeli…

Darısı Tüm yedeksiz çalışanların başına

, , , ,

2 Yorum

Yalnızlık..

Kırık kalpler sokağında,
Yürüyorum tutarsızca…
Gözüm sonsuz uzaklarda,
Gönlümde kırık hıçkırıklar…

Yalnızlık sardı dört yanımı,
Hüzün sardı duygularımı..
Unutulmuşluğun kuytusunda,
Benliğimden habersiz, Kendimleyim…

1 Yorum

Bir Hazımsızlığın Hatırlattıkları!

Çok şükür!.

Bu günlerde “çok şükür“‘ ün manası üzerinde ister istemez tekrar düşünmek durumunda kaldım. Öyle ya sürekli birbirimize “-nasılsın? ” diye sorarız ve genelde; “-çok şükür, ne olsun işte..” tarzı cevaplar alırız karşılığında.

Geçtiğimiz günlerde ne kadar da şükür yoksunu ve sıhhatli bir beden nimetinin ne kadar büyük bir lütuf olduğunu ister istemez hatırladım., hatırlamak zorunda kaldım. Bazı zamanlarda insanın kendini ne kadar aşağı ve basit gördüğünü, basit gördüğü özelliklerden nimetlerden biraz yoksun kaldığında farkına farkına varması da, denizdeki balığı sudan çıkardığınızda balığın su kıymetini ne kadar anladığını anında gostermesi gibi anlayabiliyor.

Ben de tefekkürsüzlük ve şükürsüzlük karşısında geçtiğimiz yıllarda kendimi ve içinde olduğum sıhhat nimetini farkında olmadan ne kadar hakirlediğimi anlayıverdim bir haftalık bağırsak sorunuyla..

İnsanın en tabii ihtiyaçlarını görememesi kadar, kötü bir durum olmasa gerek. Bazı zamanlarda insan kendini hakir görmek mevzu bahis olduğunda “-yer, içer, çıkarırız, aman be; basit bir yaratığız işte! vs.. ” derler ve hiç düşünmezler acaba yiyecek-içecek birşey bulamasaydım ne olur halim diye. Yada Bol bol yer içer ama çıkaramazsa ne olur? ne yaparım? diye.

İnsan bedeni Allah-u Teâlâ’nın en güzel ve tabiri caizse en üstün bir tasarımıdır. (Diğer tüm tasarımlarının olduğu gibi) Mükemmel ve hatasız işleyen bir sisteme sahiptir.

Bazılarımızın yaptığı gibi, tevazu vs olmak adına kendimizi hakir görmeyi bırakalım ve o büyük Yaratıcının bize “meccânen” verdiği bütün nimetleri gormeye çalışalım. Tevazuyu kanaatkarlıkta, bildiğimizi öğretmeye çalışmakta gösterelim, göstermeye çalışalım.

, , ,

Yorum yok

Hayat Dediğin…

“Hayat Dediğin nedir ki? Toplasan üç – beş saniye…
Şu kısacık hayatta, kalp kırmak mı; ne diye?..”

Hayatımızda sıradan gördüğümüz o kadar çok şey var ki, aslında hiç bir şeyin sıradan olmadığını, aslında her şeyin ve herkesin bir başka özelliği, bir başka güzelliği olduğunun farkına ancak onları kaybettiğimizde, onların artık ulaşılamaz olduğunu biaynihi gördüğümüzde anlıyoruz.

Hayat dediğin şey çok kısa bir zaman parçasına sığdırılmış, iyi – kötü anılarımızdan ibaret değil midir? Bizler geçici olduğumuzun bilincinde olduğumuzu sanmaktan, kendimizi kandırmaktan başka ne yapıyoruz ki?

Komşuluk haklarını bıraktım bir kenara, akrabalık, dostluk nedir unutmuş olduğumuzu, hepimizin aslında unutulmaya namzet olduğumuzu, unutulma vaktimize doğru hızla gittiğimizi unuttuk.

Hastalarımız olduğunda ziyareti, bolluğumuzda; yokluğumuzu, yokluğumuzda varlığımızı unuttuk. Unutmanın dipsiz kuyularında her an daha derinlere gittiğimizin ne zaman farkına varacağımızdan hiç ama hiç haberimiz dahi yok.

Sevda dedik sevmeyi – sevilmeyi, Aşk dedik mevla’yı unuttuk. Elimizde olana kanaat etmedik, hep daha fazlasını istedik, varlığımıza şükrü unuttuk. Aslında biz kendimizi unuttuğumuzu bile unuttuk.

Hayatın kısalığını her daim söyler dururken, kısacık hesapların kuytularında boğulduğumuzu unutuverdik. Kısacık hesaplarımızın bizi bataklıklara sürüklediğini görmezden geldik…

Hayat dediğimiz üç – beş saniyelik zaman içinde hayat kavgası bahanemizdi hep, oysa hayata şükrümüzün eksikliğini, Büyüklerimizin kıymetini, hastalarımızın hürmetini, küçüklerimizin şefkatini; ancak onlar aramızdan gittiklerinde, artık sonraki buluşmanın sadece o büyük gün’e kaldığını gördüğümüzde hatırlayıp ah etmekle yetindik…

Tüm sevdiklerimiz teker teker aramızdan ayrılıp ebediyete giderken yalnızca arkalarında bakakalıyoruz ve zihnimiz “keşke”lerin yumağında yuvarlanıp gidiyor. Ömür sermayemiz hızla tükeniyorken, tek dolumluk depomuzu henüz bitirmediğimizi hatırlayıp, gidecek yolumuzun uzaklıgını düşünmenin ve ona göre elimizdekini kullanmanın zamanı gelip de geçmiyor mu?

Halen elimizde fırsatımız varken, günah bataklığından elimizi – ayağımızı, gözümüzü – gönlümüzü çekmeye, istikametimizi Allah’ın tarafına çekmeye, hemen şimdi, bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek yaptığımız tüm günah ve isyanlara sırtımızı dönelim, tevbe ve istiğfar ipine sarılalım, yüzümüzü, gönlümüzü Allah’a yöneltelim.

Bu gece çok sevdiğim bir büyüğüm ebediyete giderken, ardından güzel anıları ve bir dünya tefekkürü bırakırken, dua defterime bir satır daha ekledi… Mekanı cennet olsun, Allah onu istediği makama eriştirsin ve Salihalar ile ansın…(Allah rızası için bir fatiha)

, , ,

Yorum yok

DuÂ

Allah’ım, doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan,
Kanmaktan ve kandırılmaktan,
Haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan,
Saygısızlık etmekten ve saygısızlık edilmekten sana sığınırım.

Kendi nefsime ve yarattıklarının nefislerine eza etmekten,
Şaka ve ciddi, kasten ya da bilmeden işlediğim günahlardan,
Verdiğin nimetlere şükrü unutup, gaflet kuyularında dibe batmaktan,
Emrini bile bile harama koşmaktan, haramla yatıp, haramla kalkmaktan,
Sana isyana devam etmekten, gazabını celb edmekten,
Tevbe etmemekten, edememekten ilmiyle Âmil olamamaktan sana sığınırım.

, ,

Yorum yok