RSS
 

Bir Hazımsızlığın Hatırlattıkları!

14 Nis

Çok şükür!.

Bu günlerde “çok şükür“‘ ün manası üzerinde ister istemez tekrar düşünmek durumunda kaldım. Öyle ya sürekli birbirimize “-nasılsın? ” diye sorarız ve genelde; “-çok şükür, ne olsun işte..” tarzı cevaplar alırız karşılığında.

Geçtiğimiz günlerde ne kadar da şükür yoksunu ve sıhhatli bir beden nimetinin ne kadar büyük bir lütuf olduğunu ister istemez hatırladım., hatırlamak zorunda kaldım. Bazı zamanlarda insanın kendini ne kadar aşağı ve basit gördüğünü, basit gördüğü özelliklerden nimetlerden biraz yoksun kaldığında farkına farkına varması da, denizdeki balığı sudan çıkardığınızda balığın su kıymetini ne kadar anladığını anında gostermesi gibi anlayabiliyor.

Ben de tefekkürsüzlük ve şükürsüzlük karşısında geçtiğimiz yıllarda kendimi ve içinde olduğum sıhhat nimetini farkında olmadan ne kadar hakirlediğimi anlayıverdim bir haftalık bağırsak sorunuyla..

İnsanın en tabii ihtiyaçlarını görememesi kadar, kötü bir durum olmasa gerek. Bazı zamanlarda insan kendini hakir görmek mevzu bahis olduğunda “-yer, içer, çıkarırız, aman be; basit bir yaratığız işte! vs.. ” derler ve hiç düşünmezler acaba yiyecek-içecek birşey bulamasaydım ne olur halim diye. Yada Bol bol yer içer ama çıkaramazsa ne olur? ne yaparım? diye.

İnsan bedeni Allah-u Teâlâ’nın en güzel ve tabiri caizse en üstün bir tasarımıdır. (Diğer tüm tasarımlarının olduğu gibi) Mükemmel ve hatasız işleyen bir sisteme sahiptir.

Bazılarımızın yaptığı gibi, tevazu vs olmak adına kendimizi hakir görmeyi bırakalım ve o büyük Yaratıcının bize “meccânen” verdiği bütün nimetleri gormeye çalışalım. Tevazuyu kanaatkarlıkta, bildiğimizi öğretmeye çalışmakta gösterelim, göstermeye çalışalım.

  • Bu yazı 497 defa görüntülendi

  •  

    Hayat Dediğin…

    09 Mar

    “Hayat Dediğin nedir ki? Toplasan üç – beş saniye…
    Şu kısacık hayatta, kalp kırmak mı; ne diye?..”

    Hayatımızda sıradan gördüğümüz o kadar çok şey var ki, aslında hiç bir şeyin sıradan olmadığını, aslında her şeyin ve herkesin bir başka özelliği, bir başka güzelliği olduğunun farkına ancak onları kaybettiğimizde, onların artık ulaşılamaz olduğunu biaynihi gördüğümüzde anlıyoruz.

    Hayat dediğin şey çok kısa bir zaman parçasına sığdırılmış, iyi – kötü anılarımızdan ibaret değil midir? Bizler geçici olduğumuzun bilincinde olduğumuzu sanmaktan, kendimizi kandırmaktan başka ne yapıyoruz ki?

    Komşuluk haklarını bıraktım bir kenara, akrabalık, dostluk nedir unutmuş olduğumuzu, hepimizin aslında unutulmaya namzet olduğumuzu, unutulma vaktimize doğru hızla gittiğimizi unuttuk.

    Hastalarımız olduğunda ziyareti, bolluğumuzda; yokluğumuzu, yokluğumuzda varlığımızı unuttuk. Unutmanın dipsiz kuyularında her an daha derinlere gittiğimizin ne zaman farkına varacağımızdan hiç ama hiç haberimiz dahi yok.

    Sevda dedik sevmeyi – sevilmeyi, Aşk dedik mevla’yı unuttuk. Elimizde olana kanaat etmedik, hep daha fazlasını istedik, varlığımıza şükrü unuttuk. Aslında biz kendimizi unuttuğumuzu bile unuttuk.

    Hayatın kısalığını her daim söyler dururken, kısacık hesapların kuytularında boğulduğumuzu unutuverdik. Kısacık hesaplarımızın bizi bataklıklara sürüklediğini görmezden geldik…

    Hayat dediğimiz üç – beş saniyelik zaman içinde hayat kavgası bahanemizdi hep, oysa hayata şükrümüzün eksikliğini, Büyüklerimizin kıymetini, hastalarımızın hürmetini, küçüklerimizin şefkatini; ancak onlar aramızdan gittiklerinde, artık sonraki buluşmanın sadece o büyük gün’e kaldığını gördüğümüzde hatırlayıp ah etmekle yetindik…

    Tüm sevdiklerimiz teker teker aramızdan ayrılıp ebediyete giderken yalnızca arkalarında bakakalıyoruz ve zihnimiz “keşke”lerin yumağında yuvarlanıp gidiyor. Ömür sermayemiz hızla tükeniyorken, tek dolumluk depomuzu henüz bitirmediğimizi hatırlayıp, gidecek yolumuzun uzaklıgını düşünmenin ve ona göre elimizdekini kullanmanın zamanı gelip de geçmiyor mu?

    Halen elimizde fırsatımız varken, günah bataklığından elimizi – ayağımızı, gözümüzü – gönlümüzü çekmeye, istikametimizi Allah’ın tarafına çekmeye, hemen şimdi, bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek yaptığımız tüm günah ve isyanlara sırtımızı dönelim, tevbe ve istiğfar ipine sarılalım, yüzümüzü, gönlümüzü Allah’a yöneltelim.

    Bu gece çok sevdiğim bir büyüğüm ebediyete giderken, ardından güzel anıları ve bir dünya tefekkürü bırakırken, dua defterime bir satır daha ekledi… Mekanı cennet olsun, Allah onu istediği makama eriştirsin ve Salihalar ile ansın…(Allah rızası için bir fatiha)

  • Bu yazı 739 defa görüntülendi

  •  

    DuÂ

    26 Şub

    Allah’ım, doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan,
    Kanmaktan ve kandırılmaktan,
    Haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan,
    Saygısızlık etmekten ve saygısızlık edilmekten sana sığınırım.

    Kendi nefsime ve yarattıklarının nefislerine eza etmekten,
    Şaka ve ciddi, kasten ya da bilmeden işlediğim günahlardan,
    Verdiğin nimetlere şükrü unutup, gaflet kuyularında dibe batmaktan,
    Emrini bile bile harama koşmaktan, haramla yatıp, haramla kalkmaktan,
    Sana isyana devam etmekten, gazabını celb edmekten,
    Tevbe etmemekten, edememekten ilmiyle Âmil olamamaktan sana sığınırım.

  • Bu yazı 589 defa görüntülendi

  •  

    Tefekkürden yoksun olmak..

    22 Şub

    Bu günlerde Kendimde çok zamandır var olan ama fark etmediğim yada fark etmek istemediğim bir halin farkına vardım.

    İş’ti, güçtü, şuydu buydu derken hayat akıp geçiyor ve geçen günlerin yılların ardından boş boş, melül gözlerle bakmaktan başka hiç birşey yapmıyorum.

    “Bir saat tefekkür Bin saat (bilincsiz nafile ibadetten) hayırlıdır.” buyruluyor, yeri geldiği zaman bir bilgiçlikle söylemeyi belki de etraftakilere ahkam kesmeyi biliyor ama, bırak Bir saati, 10 dakika bile tefekkür etmekten aciz kalıyorum. Muhtelif zamanlarda farkına varmış olsam bile, daha ziyade, Bu günlerde tefekkür fakiri oldugumu tam manasıyla anlamaya başladım.

    Etrafta ve hayatımda bir sürü şey olup bitiyor, adeta bir piyon gibi nereye çekilirsem oraya gidiyorum sanki.

    Nedir tefekkür yoksunu yapan beni diye düşünüyorum da;

    Acaba ibadetlerimdeki gevşeklik mi?
    yoksa zayıflamış imanım yada günahların ve günahları belki de hafif gormenin verdiği rehavet mi? yada
    Hesap verileceğini unutmak yada hâşa inanmamak mı?!

    Allah’ım (c.c.) Anlayışımı, imanımı artır, bana ve tanıdıklarıma sana ibadet etmenin şuurunu ve hazzını ihsan et, bizleri nefsimizin eline bırakma, ipi kopuklardan eyleme.. Sen yardımcıların yardımcısı, yardımın da, rahmetin de, hidayetin de rabbisin (Âmin)

  • Bu yazı 688 defa görüntülendi

  •  
    Page 12 of 12« First...89101112