Kırık kalpler sokağında,
Yürüyorum tutarsızca…
Gözüm sonsuz uzaklarda,
Gönlümde kırık hıçkırıklar…
Yalnızlık sardı dört yanımı,
Hüzün sardı duygularımı..
Unutulmuşluğun kuytusunda,
Benliğimden habersiz, Kendimleyim…
Kırık kalpler sokağında,
Yürüyorum tutarsızca…
Gözüm sonsuz uzaklarda,
Gönlümde kırık hıçkırıklar…
Yalnızlık sardı dört yanımı,
Hüzün sardı duygularımı..
Unutulmuşluğun kuytusunda,
Benliğimden habersiz, Kendimleyim…

“Hayat Dediğin nedir ki? Toplasan üç – beş saniye…
Şu kısacık hayatta, kalp kırmak mı; ne diye?..”
Hayatımızda sıradan gördüğümüz o kadar çok şey var ki, aslında hiç bir şeyin sıradan olmadığını, aslında her şeyin ve herkesin bir başka özelliği, bir başka güzelliği olduğunun farkına ancak onları kaybettiğimizde, onların artık ulaşılamaz olduğunu biaynihi gördüğümüzde anlıyoruz.
Hayat dediğin şey çok kısa bir zaman parçasına sığdırılmış, iyi – kötü anılarımızdan ibaret değil midir? Bizler geçici olduğumuzun bilincinde olduğumuzu sanmaktan, kendimizi kandırmaktan başka ne yapıyoruz ki?
Komşuluk haklarını bıraktım bir kenara, akrabalık, dostluk nedir unutmuş olduğumuzu, hepimizin aslında unutulmaya namzet olduğumuzu, unutulma vaktimize doğru hızla gittiğimizi unuttuk.
Hastalarımız olduğunda ziyareti, bolluğumuzda; yokluğumuzu, yokluğumuzda varlığımızı unuttuk. Unutmanın dipsiz kuyularında her an daha derinlere gittiğimizin ne zaman farkına varacağımızdan hiç ama hiç haberimiz dahi yok.
Sevda dedik sevmeyi – sevilmeyi, Aşk dedik mevla’yı unuttuk. Elimizde olana kanaat etmedik, hep daha fazlasını istedik, varlığımıza şükrü unuttuk. Aslında biz kendimizi unuttuğumuzu bile unuttuk.
Hayatın kısalığını her daim söyler dururken, kısacık hesapların kuytularında boğulduğumuzu unutuverdik. Kısacık hesaplarımızın bizi bataklıklara sürüklediğini görmezden geldik…
Hayat dediğimiz üç – beş saniyelik zaman içinde hayat kavgası bahanemizdi hep, oysa hayata şükrümüzün eksikliğini, Büyüklerimizin kıymetini, hastalarımızın hürmetini, küçüklerimizin şefkatini; ancak onlar aramızdan gittiklerinde, artık sonraki buluşmanın sadece o büyük gün’e kaldığını gördüğümüzde hatırlayıp ah etmekle yetindik…
Tüm sevdiklerimiz teker teker aramızdan ayrılıp ebediyete giderken yalnızca arkalarında bakakalıyoruz ve zihnimiz “keşke”lerin yumağında yuvarlanıp gidiyor. Ömür sermayemiz hızla tükeniyorken, tek dolumluk depomuzu henüz bitirmediğimizi hatırlayıp, gidecek yolumuzun uzaklıgını düşünmenin ve ona göre elimizdekini kullanmanın zamanı gelip de geçmiyor mu?
Halen elimizde fırsatımız varken, günah bataklığından elimizi – ayağımızı, gözümüzü – gönlümüzü çekmeye, istikametimizi Allah’ın tarafına çekmeye, hemen şimdi, bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek yaptığımız tüm günah ve isyanlara sırtımızı dönelim, tevbe ve istiğfar ipine sarılalım, yüzümüzü, gönlümüzü Allah’a yöneltelim.
Bu gece çok sevdiğim bir büyüğüm ebediyete giderken, ardından güzel anıları ve bir dünya tefekkürü bırakırken, dua defterime bir satır daha ekledi… Mekanı cennet olsun, Allah onu istediği makama eriştirsin ve Salihalar ile ansın…(Allah rızası için bir fatiha)

Allah’ım, doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan,
Kanmaktan ve kandırılmaktan,
Haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan,
Saygısızlık etmekten ve saygısızlık edilmekten sana sığınırım.
Kendi nefsime ve yarattıklarının nefislerine eza etmekten,
Şaka ve ciddi, kasten ya da bilmeden işlediğim günahlardan,
Verdiğin nimetlere şükrü unutup, gaflet kuyularında dibe batmaktan,
Emrini bile bile harama koşmaktan, haramla yatıp, haramla kalkmaktan,
Sana isyana devam etmekten, gazabını celb edmekten,
Tevbe etmemekten, edememekten ilmiyle Âmil olamamaktan sana sığınırım.
Bu günlerde Kendimde çok zamandır var olan ama fark etmediğim yada fark etmek istemediğim bir halin farkına vardım.
İş’ti, güçtü, şuydu buydu derken hayat akıp geçiyor ve geçen günlerin yılların ardından boş boş, melül gözlerle bakmaktan başka hiç birşey yapmıyorum.
“Bir saat tefekkür Bin saat (bilincsiz nafile ibadetten) hayırlıdır.” buyruluyor, yeri geldiği zaman bir bilgiçlikle söylemeyi belki de etraftakilere ahkam kesmeyi biliyor ama, bırak Bir saati, 10 dakika bile tefekkür etmekten aciz kalıyorum. Muhtelif zamanlarda farkına varmış olsam bile, daha ziyade, Bu günlerde tefekkür fakiri oldugumu tam manasıyla anlamaya başladım.
Etrafta ve hayatımda bir sürü şey olup bitiyor, adeta bir piyon gibi nereye çekilirsem oraya gidiyorum sanki.
Nedir tefekkür yoksunu yapan beni diye düşünüyorum da;
Acaba ibadetlerimdeki gevşeklik mi?
yoksa zayıflamış imanım yada günahların ve günahları belki de hafif gormenin verdiği rehavet mi? yada
Hesap verileceğini unutmak yada hâşa inanmamak mı?!
Allah’ım (c.c.) Anlayışımı, imanımı artır, bana ve tanıdıklarıma sana ibadet etmenin şuurunu ve hazzını ihsan et, bizleri nefsimizin eline bırakma, ipi kopuklardan eyleme.. Sen yardımcıların yardımcısı, yardımın da, rahmetin de, hidayetin de rabbisin (Âmin)