Referanduma Abdulhamid Han penceresinden bir bakış
Serdar tarafından, Akılda Kalanlar kategorisi altında, 31 Ağustos 2010 tarihinde gönderildi

Anayasa değişikliği için Referandum tartışmaları bir yandan tüm şiddetiyle devam ededursun, Bugün Birçoğumuzun yıldönümü olduğundan heberimiz bile olmayan Ulu Hakanımız Abdulhamid Hân-ı Sâni (cennetmekân)’ın tahta çıkışının sene-i devriyesi. (31 Ağustos 1876) ,
Ulu Hakan, Bugün olduğu gibi dün de devletimiz üzerinde oynanmaya devam eden kirli oyunlar ve oyuncularıyla daima mücadele etmişti.
Hatta ki bugünlerde devam eden Anayasa için referandıum tartışmalarına bile noktayı o günden koymuştu. Bakınız bugün bile birçoklarının halen anlayamadığı ve ahmakça eleştirdiği Abdulhamid Hanın meşrutiyet politikası ile ilgili olarak Aziz Sultan’ın kendisi ne söylüyor;
* Sultan Abdulhamid’i meşrutiyetten yıldıran muhtelif sebeplerin en mühimlerinden biri de anâsır (Soy, milliyet) meselesi ve o zamanki Osmanlı devletinde Türk unsurunun diğer unsurlara nispetle ekaliyette (azınlıkta) olmasıdır. Sultan Abdulhamid Meclis-i Meb’ûsan’ın anâsır mücâdelesine sahne olacağı kanaatinde olup;
- “Bir hükümdar için lazım olan şey memleketin menafaatidir. Eğer bu menfaat Kanun-i Esasi’nin ilânı ise o da yapılıyor. Fakat iyi tatbik olunur mu, Türk’ün menfaati mahfuz kalır mı, burası bilinmez!”
demiştir.
Ulu padişahın bu milli endişesinde ne kadar haklı olduğunu İkinci Meşrutiyet tarihi bütün fecâatiyle isbât etmiştir.
Referandum konusuna gelince;
Gerekli olan değişiklik ise yapılmalıdır. Fakat yapılacak değişiklikler iyi olacak mı, Türk’ün menfaati mahfuz kalacak mı? yoksa bazılarının dediği gibi bölücülere; “- buyrun meydan sizin! “yiyin efendiler!” kabilinden değişiklikler ve fırsat mı verilecek?…
Referanduma EVET‘mi HAYIR‘mı tartışmaları biryandan devam ededursun, herbirimizin Anayasa değişikliği ve referandum’a bu pencereden bakmamız gerekmektedir.
…
Sultan Abdulhamid Han aile beşiği olan Eskişehir ve Söğüt civarındaki Karakeçili aşiretinden iki yüz kişilik bir “Söğütlü Maiyyet Bölüğü” teşkil etmiştir.
Mâbeyn Başkâtibi Tahsin paşa hatıratında şöyle diyor:
Sultan Abdulhamid Han’ın bu mızraklı bölüğüne fevkalade teveccüh ve itimadı vardı. Sultan, söğütlü bölüğünden dâima memnuniyet ve sitâyişle bahseder, onlarla görüştüğü zaman;
-Öz hemşhehrilerim! Diye hitab eylerdi.
* Sultan Abdulhamid İran hükumeti tarafından Azerbaycan’da yasaklanmış olan Türk dilinin tedris lisanı olmasını te’min etmiş ve Azerbaycan mekteplerinden Türk dili yasağı kaldırılmıştır.
İran şahı Muzafferüddin Kacar’ın İstanbul’a gelmesinden istifade eden Sultan, o zamana kadar Azerbaycan mekteplerinde tedrisi yasak olan Türk diline ait yasağın kaldırılmasını te’min etmiştir.
İstanbul gazeteleri bu müjdei şöyle neşretmişlerdir;
“Tercuman-i Hakikât’ın ifadesine göre Muzafferüddin Şah “Azerbacan’da bulunan mekteplerde bundan böyle Fars dili ile beraber Türk dilinin dahi tedrisine ve bilhassa Türkçenin gereği gibi öğretilmesine itina edilmesini” emretmiştir.
Yoruldum peşinde koşmaktan
Bir başka milletiz gerçekten.
Dünyanın hiç bir yerinde belki de bizim gibi insanlar yoktur.
Sevmemiz başka, küsmemiz bir başkadır,
Hele hele muvzu bahis âşk ise, bizi çözene Âşk olsun…
Yağmur grubunun bu şarkısını ve klibini ilk defa gördüm; bize, bizim insanımıza özgü bir hikayeyi harika bir kurguyla yorumlamış..
Sağım yalan, solum yalan…
Serdar tarafından, Video, Yitik Duygular kategorisi altında, 03 Ağustos 2010 tarihinde gönderildi
Saçlarıma rüzgar değdi;
Elin gibi, elin gibi..
Ben, o rüzgarı tanırım;
Gül kokulu tenin gibi..
Sağım yalan, solum yalan…
Giden yalan, dönen yalan..
Döndüm, baktım; dünya yalan!
Senin gibi, senin gibi..
Geldin; öldüm, güldün; öldüm!
El attın, uykumu böldün!
Ben bülbüldüm, sen de güldün..
Bakma bana; bir el gibi!..
Bu yol gidip dönülmezmiş,
Bu iz tarif edilmezmiş!
Varmı, yokmu bilinmezmiş!
Sezilmezmiş, sezilmezmiş…;
Benim gibi, benim gibi..
Sultan Hamid’in Ruhaniyeti’nden İstimdat
Serdar tarafından, Akılda Kalanlar kategorisi altında, 16 Temmuz 2010 tarihinde gönderildi
Sultan Hamid’in Ruhaniyeti’nden İstimdat
Nerdesin, şevketli Sultan Hamid Han,
Feryadım varır mı barigahına.
Ölüm uykusundan bir lahza uyan,
Şu nankör milletin bak günahına!
Tahkire yeltenen tac-ü tahtını,
Denedi bu millet kara bahtını,
Sınad-ı sillenin nerm ve sahtını,
Rahmet et sultanım suz-i âhına.
Tarihler ismini andığı zaman,
Sana hak verecek, hey koca Sultan.
Bizdik utanmadan iftira atan,
Asrın en siyasî Padişahına!
‘Pâdişah hem zâlim, hem deli’ dedik,
İhtilâle kıyam etmeli dedik,
Şeytan ne dediyse, biz ‘beli’ dedik,
Çalıştık fitnenin intibahına!
Divane sen değil, meğer bizmişiz!
Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz!
Sade deli değil edepsizmişiz!
Tükürdük atalar kıblegâhına!
Sonra cinsi bozuk ahlakı fena,
Bir sürü türedi, girdi meydana.
Nerden çıktı bunca veled-i zina?
Yuh olsun bunların ham ervahına!
Bunlar halkı didik didik ettiler,
Katliama kadar sürüp gittiler,
Saçak öpmeyenler secde ettiler,
Bir asi zabitin pis külahına!
Israil insanlığı öldürdü
Serdar tarafından, Akılda Kalanlar, Hayatın İçinden kategorisi altında, 01 Haziran 2010 tarihinde gönderildi

Hepimizin bildiği, Gazze’y'e insani yardım taşıyan gemilerin Israil Terör Devleti tarafından saldırıya uğraması hadisesi her ne kadar onların elinde olan dünya ve ülkemiz medyası tarafından örtbas edilmeye çalışılsa da, dünya tarihine ISRAIL OĞULLARI alnına sürülen kara bir lekelerden belki de en karası olarak geçecektir.
Olayın haberi alındığı andan itibaren herkes birşeyler konuşuyor, yorumlar yapılıyor. Konuşulanların içinde öyle şeyler duyuyorum ki nerdeyse Bu hainleri mazlum sıfatına soktular, sokacaklar. Dünyanın gözüne baka baka yapılan şu küstahlığa , şu patavatsızlığa bakarmısınız?!.
İki gündür Mavi Marmara’dan ve içindeki insanlardan haber yok! Bir yetkili çıkıp da yük taşıyan gemiler limana çekildi iyi hoş da, insanların olduğu gemi nerede? insanlar nerde!? diye sormuyor!
Fatih’in torunlarının düştüğü şu hale bakın!
Olayın diğer bir tarafı var ki dile getirenler var hadi canım diyenler var ki, o da şudur;
Burada saldırı alanen uluslar arası sularda, Türk Bayrağı taşıyan bir gemiye yapılmıştır, Uluslar Arası Hukuk’a göre Uluslar arası açık denizde bir ülkenin bayrağını taşıyan gemiye yapılan saldırı doğrudan o ülkeye yapılmış kabul edilmektedir, burada yapılan şey de doğrudan Türk Bayrağı olan gemiye saldırmak ve Türk Vatandaşı olan insanları gelişi güzel katletmektir.
Devlet büyüklerimiz; “ -bizden bu olay sebebiyle kimse İsrail’e savaş açmamızı beklemesin” diye söylüyorlar ama, İsrail doğrudan Savaş sebebi olacak işleri yaptığını da bildiklerini gördüklerini ümid ediyoruz (milletçe).
Benim ve benim gibi binlerce Türk insanının, Bize ve Şerefli Milletimize yapılmış bu şerefsizliği ortadan kaldırmak, Mili Onurumuzu kurtarmak adına, İsrail ile olası bir savaşa seve seve evet diyeceğinin devletimiz farkındadır,
Diplmatik yollardan her türlü takibi yapacağını söyleyen büyüklerimiz, BM ve NATO nezdinde çabalarının boşa çıktığını gördüklerinde neler yapacağız çok merak ediyorum.
Çünkü biliyorum ki; ” it iti ısırmaz! “ Ben ne BM’ye Ne de NATO’ya güveniyorum. Yıllardır onların yaptıklarından görüp öğrendiğim şeyin özeti kısaca şudur; ” Onlar söz konusu Türkiye ve Türkler’e yaptırımlar ve aşağılamalar olduğunda şahin kesilirler ama, söz konusu eğer İsrail veya Amerika olduğunda kayaların bile görmeye dayanamayacağı zulümleri bile görmezden gelirler ve tüm dünyayı oyalamak için türlü derelerden su getirirler.”
Bu defa da olacak şey çok farklı değil.
Tatlı – Sert kınama mesajları yayınlayacaklar, Araştırılacak, sorumlular cezalandırılacak vs vs diyecekler ve bu işi örtbas edecekler..
Eğer o saldırılan gemide bir Avrupa ülkesi veya Amerikan veya Çin veya İran bayrağı olmuş olsaydı, o ölen insanlar Türk Vatandaşı değil de bir Avrupa ülkesi veya Amarikan veya Çin veya İran vatandaşı olsayı o ülkeler böyle mi duracaklardı? Yazık etmeyelim hem kendimize, hem ülkemize hem tarihimize.
Büyük elçimiz geri çağrıldı; güzel (İnşallak bir ay sonra geri tekrar gönderilmez!, o da ayrı mesele!.)
Tatbikatlar vardı iptal edildi; güzel,
Maçlar vardı, iptal edildi; güzel,
Peki bunlar Yeterli mi?
Ya askeri Antlaşmalar?
Ya Ticari Antlaşmalar?
Halen İsrail’den Ciğeri değiştirilmiş tohumlar alıp da çiftimize vermeye devam mı edeceğiz?
….
Söyleyecek, yazacak o kadar çok şey var ki; hafsalam yetmiyor, bunalıyorum başım çatlayacak gibi oluyor!

Unutmadan;
Mazlum İsrail askerleri kendilerini savunmak için o kadar insanımızı şehit etmişler, haklılar tabi şu silahlara bakın siz hele!
Gemide ne kadar bıçak, çekiç, boya rulosu, çekiç sapı, boru anahtarı, makas vs varsa toplamış, yardım için görütülen inşaat malzemelerini bile unutmamış; bir kelime-i tevhid bayrağı üzerine sermişler!
Allah’ın Laneti üzerinize olsun, ey kendini dünyanın ve insanların efendisi, insanları kendilerinin kölesi sanan kovulmuşlar sürüsü!
Vadedilmiş topraklar sizin evet! Allah (c.c) size Sonsuz Cehennem’ini vadediyor!..